30 Mart 2011 Çarşamba

Nato kafa nato mermer


1952...

NATO’ya girdik, Coniler İzmir’e girdi. Kavaklıdere Köyü’nde dağı oydular, dağın içine (dışardan göremezsin) nükleer saldırıya dayanıklı savaş karargâhı döşediler. Tesadüfe bakın ki, ABDBüyükelçiliği de Ankara Kavaklıdere’ydi. Hep Kavaklıdere’den döşediler yani.

*

1961...
İzmir’e Amerikalı yağdı, bu sefer Çiğli’de inşaat başladı. Betondan iskele tarzı dalga motorlar dikmeye başladılar. E kabak gibi ortada tabii, ahali merak etti. “Bu ne?” dediler. “Salça fabrikası kurucaz, domateskurutucaz” cevabı aldılar. Ahali sevindi. İskeleler bitti, 18’er metre boyunda boru gibi bi şeyler yerleştirdiler.Ahali gene merak etti. “Bu ne?” dediler. “Minare” cevabı aldılar. Evet, “minare” dediler ahaliye... Ahali genesevindi. Sonra baktılar ki, minarelerden ezan mezan okunmuyor, tel örgüyle çevrili, kapısında kurt köpekliAmerikan askerleri nöbet tutuyor. “E hani minareydi?” dediler. “Bunlar İbrahim” cevabını aldılar.

*

IRBM yazıyordu kenarında, intermediate range ballistic missile kelimelerinin başharfleri, orta menzilli balistik füze... Jüpiter füzesiydi. Sovyetler’i vurmak için... Üstüne, Türk bayrağı monte ettiler, IRBM’yi İbrahim’inkısaltılmış hali diye kakaladılar.
Ahali gene sevindi.

*

1962...
Ahaliye “minare” dedikleri sırada, asker-sivil iki bin TC vatandaşını ABD’ye götürdüler, eğittiler. NASA’nın CapeCanaveral uzay üssünde,
tamamen Türklerin komutasında bir Jüpiter’in deneme atışı başarıyla gerçekleştirildi. Baktılar ki, bizimkiler güzel fırlatıyor, “aferin” dediler, Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin emrine verdiler. Ama küçücük bi şart vardı, füzenin anahtarı Amerikalı subayda duracaktı.Minareyi döşeyen, kılıfına da uydurmuştu.

*

1962...
ABD Senato heyeti İzmir’e geldi, yalaka basınımız “ticari yardım için geldiler, zengin olucaz” diye yazdı. Ahali sevindi. Halbuki, füzeleri denetlemeye gelmişlerdi. Raporlar incelendi, ki, skandal ortaya çıktı. Bizim ahalinintrafik levhası, çöp bidonu, elektrik direğindeki fincan gibi hedeflere zırt pırt ateş etme alışkanlığı olduğunu bilmiyorlardı. Hıyarın biri, Hiroşima’ya atılanın 100 katı tahrip gücüne sahip füzelerden birine mermi sıkmıştı iyimi... Motora isabet etmiş, güç bataryası patlamış, kontrol paneli devre dışı kalmıştı. Tel örgülerin çapınıgenişlettiler, Amerikalı askerleri geri çekip, Türk askerlerini nöbete diktiler. Bizim ahali baktı ki,
minare füzeleri Mehmetçik koruyor, gene sevindi.

*

1963...
Küba krizi bitti. “İzmir’e diktiğimiz İbrahim’leri söküp götürdük” dediler. Ahali sevindi.

*

1974...
Kıbrıs’a çıktık. İzmir Çiğli’ye “minare füze” diken ABD, utanmadan ambargo uyguladı. Kolumuzu büküyorlardı.Kaddafi yetişti. Benzin, uçak lastiği, mühimmat verdi. Ahali sevindi.

*

1977...
Gergin günlerdi. Birleşmiş Milletler “İşgalcisiniz, Kıbrıs’tan derhal çıkın” deyince, Dışişleri Bakanlığımızın Kıbrısözel sorumlusu Onur Öymen, Kanada’da katıldığı toplantıda, “Bizi zorlamayın, gerekirse duvarın öte tarafınageçeriz” dedi. Yani? “Canımızı sıkmayın, Kıbrıs’ı komple alırız” demek istedi. O hafta... Kıbrıs’a çıkan Ecevit,İzmir’e geldi. O zamanlar sivil uçaklara hizmet veren Çiğli Havaalanı’na indi. Bir Türk polis memuru, Ecevit’e ateş etti. Mermi, Ecevit’i ıskaladı, Robert Kolej’den beri kankası olan Mehmet İsvan’ın bacağına saplandı. Yara hafifti.Komaya girdi. Çünkü, mermi, o güne kadar Türkiye’de kullanılmayan, içinde kimyasal barındıran görülmemiş bir mermiydi. Doktorlar çaresizdi. Tabanca Amerikan malıydı. Türk Emniyeti’ne üç adet hibe edildiği açıklandı. ÖzelHarp Dairesi’ne kayıtlı olduğu iddia edildi. Amerikan tabanca firması, pek mahcup oldu, Mehmet İsvan’ıİsviçre’ye götürdü, tedavi masraflarını üstlendi, iyileştirdi. Ahali sevindi. Ateş eden polis serbest bırakıldı.Menemen savcısı soruşturma açtı ama tıkandı, üstü örtüldü. Ahali unuttu.

*

1987...
İzmir’e yeni havalimanı yapıldı, Türkiye’yi ABD’nin kucağına oturtan rahmetli Adnan Menderes’in adı verildi,böylece, Çiğli Havaalanı sivil uçuşlara kapatıldı, komple askeri oldu.

*

2004...
NATO’ya girdiğimiz
andan itibaren, Amerikan
savaş uçakları Çiğli’ye konuşlanmıştı zaten... Ama AKP iktidar olunca, NATO’nun Napoli’deki hava unsurları karargâhı İzmir’e taşındı.

*

2006...
ABD’nin 16’ncı filosu, Almanya’nın Ramstein Üssü’nden tası tarağı topladı, İzmir’e yerleşti.

*

2010...
Kasım ayında “Füzeyle kalkan, zararla oturur” başlıklı yazı yazdım... “İzmir’deki Amerikan konsolosluğu kapatıldıama, son iki senedir İzmir’e ha bire Amerikalı subay taşınıyor. Öyle hale geldi ki, Şirinyer’deki NATO lojmanlarına sığmıyorlar artık, 2 bin 200 dolar kira yardımı alıyorlar, Bornova’da Urla’da villa
kiralıyorlar. Sizce niye?” diye sordum. “Goygoycu manşetlerle uyutuluyor Türk halkı, İzmir üzerinden bi iş çeviriyorlar” diye ilave ettim.

*

2010...
Hep sevinen ahali, bu yazıma çok kızdı. “Şerefsizsin sen, haysiyetsizsin” dediler. “Sanki Amerika’nınemrindeymişiz gibi yalanlar yazıyorsun, hükümetimize iftira atıyorsun” dediler. İsrail ajanı, Rum dönmesiolduğumu, annemin Ermeni, babamın Kürt, benim ters manyel veren gizli Amerikancı olduğumu öne sürdüler.Ağabeyim sitem etti, bana bi şey yok mu?

*

2011...
“NATO’nun Libya’da ne işi var?” dediler. Savaş gemisi gönderdiler. Henüz söylemediler ama, F16 da gönderiyorlar. Üstüne, NATO’nun Libya’yı vurma karargâhı yaptılar İzmir’i.

*

“Minare füze” dikilen İzmir Çiğli’den, Amerikan ambargosu uygulandığında yardımımıza koşan Kaddafi’yi, İzmirÇiğli’den vuracak minareci arkadaşlar...

*

“Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız”
diye bi şiir hatırlıyorum sanki.

*

Hülasa...
Libya’yı vuruş “haçlı seferi” olduğuna göre, haçlı seferinin karargâhı, bu arkadaşların “gavur” dediği İzmirolmayacaktı da, neresi olacaktı birader?
Yarın öbür gün, “Biz vurmadık, gavur İzmirliler vurdu” diye yemin etse, başı ağrımaz yani.

Yılmaz Özdil / Hürriyet
30 Mart 2011

4 Şubat 2011 Cuma

"Ben bir aptalım"

Buna karar verdim. Çünkü akıllı biri olsam: AKP’ nin yanında olduğumu, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka büyük olmadığını ülkemde onikimilyondan fazla açlık sınırında insan bulunmadığını, üç milyon işsiz olmadığını, emekli ve işçilerin refah içinde olduğunu, yakında Avrupa Birliği’ne gireceğimizi, AKP hükümetinin muhteşem bir hükümet olduğunu söyleyip, istediğim kanalda en iyi parayla istediğim işi bulup, reklam filmlerinde boy göstererek, acayip para kazanır gül gibi geçinirdim. Oysa ben bankadan kredi alabilmek için oturduğum evi ipotek ettirip, bu parayla okul yaptırıyorum ve AKP karşıtı olduğum için de tehditler alıyorum…

Bana bakın satılmışlar… Bana bakın AKP uşakları ve popo yalayıcıları… Benim korumalarım yok, zırhlı arabalarım yok, silahım yok… Daha doğrusu ben böyle zannediyordum… Ama varmış. Bu ülkede gerçek Atatürkçü gençler varmış. Gerçek onurlu insanlar varmış. Öğrencilerim dışında yürekli pek çok öğrenci varmış… Elli yıldır kimseyi kandırmadığımı, düşüncelerim uğruna hapis yattığımı ve tek çıkarımın onların çıkarı olduğunu bilen kitleler varmış. “Mış” demem haksızlık olur. Biliyordum. Ama bu denli atik davranacaklarını bilmiyordum… Aldığım riyasız telefonlar, fakslar, mailler satılmışları çok azınlıkta bıraktı…

Size başbakan sofrasında yemek yiyip “haklısınız efendim” diyen sanatçılar mı lazım?... Ben onlardan değilim. Size popo yalayıcı, suya sabuna dokunmayan “siz bilirsiniz efendim” diyen sanatçılar mı lazım? Ben onlardan değilim. Size korkak ürkek “aman parama dokunmayın” diyen sanatçılar mı lazım? Ben o değilim. Size muhalefet etmeyen, el etek öpen, “padişahım çok yaşa” diyen sanatçılar mı lazım? O ben değilim. Ben, kendini bildi bileli fikirlerini açıkça söylemekten korkmayan, dümdüz biriyim. Yaptıklarımı, söylediklerimi herkesin beğenmesini istemem. Neden bir hırsız, bir üçkağıtçı, bir yağcı, bir sahtekar benim yaptıklarımı beğenecekmiş?... Herkesi mutlu etmek gibi bir niyetim hiç olmadı. Söylediklerimden mutlu olmayanlar dönüp kendilerine bakacaklar. “Bu adam ne dedi de biz kızdık?” diyecekler… Ben yetmiş yıla yaklaşan ömrümü toplumuma verdim. Bundan mutlu olmayanlar kendilerine dönüp bakacaklar. “Bu adam neler yapmış, ben ne yapmışım?” diye kendilerini bir gözden geçirecekler. Her türlü eleştiriye açık bir meslek yapıyorum. Beğenen de olacak beğenmeyen de. Ama, tehdit, küfür, hakaret oldumuydu, orada aynen sizin anladığınız dilden giderim.


Müjdat Gezen

04 Şubat 2011 Cuma

30 Aralık 2010 Perşembe

2011 FALI


Takunya burcu:

Liboş burcu insanıyla iyi anlaşır, yakın çevresinin koyun burcundan olmasına özen gösterir, yumurta burcu insanından nefret eder, jöle burcu insanınabayılır. Andromeda galaksisinde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, devamlı yükselenburçtur. Değil Jüpiter’in etkisi altına girmesini filan, iki Mars bi ters bile olsalar, yükselir... Zaten “takunya uçmaz, yalaka astrolog uçurur” lafı bunlardan çıkmıştır. WikiLeaksrasathanesinin verileriyle, üç vakte kadar, takke’nin düşmesi, aslında kel burcuolduklarının ortaya çıkması bekleniyordu... Ancak, Noel Baba’nın açılım yaparak umreyegittiğine bile inanan angus burcu insanı, bahçesine düşen kömür meteoru nedeniyle akıltutulması yaşadığı için, gene teğet geçti. Uğurlu taşı, kadevesiz pırlanta, uğurlu günü, İzmir’in ilçe yapıldığı gün.
*

Liboş burcu:

Göz kırpa kırpa, zırt oraya zırt buraya kayan yıldızlar misali, yanardöner bi yaradılışa sahiptirler. Herkes uzaydaki Zodyak takımyıldızlarına bakarken, bunların teleskoplarıdevamlı Brüksel rasathanesine çevrilidir. Burç tutmazlar haliyle... İşlerine hangi burç geliyorsa, onun yörüngesine girerler, mesela 80’li yıllarda Evren’de dolaşırken, postalburcunu yalamışlıkları bile vardır. Uluslararası hastroloji enstitüsüne göre, bunların kökenitibariyle denyo burcundan olduğu kanıtlanmıştır ama, istersen suratlarına tükür, daimapozitif yapıya sahiptirler, yarabbi şükür mizaçlıdırlar. Dolayısıyla 2011 gelmiş, 2111gelmiş, fark yapmaz, kiminki yükselirse yükselsin, bunların kıçının göğe ereceği kesin.
*

Molotof burcu:

Yeni yıla ilk önce giren Aborijinler gibi, memlekete ilk biz girdik diye, havayi fişek fırlattılarama, bumerangı yiyince nerden geldiğini şaşırdılar. Yılbaşı mesajını iki dilde vereceğinedair protokol imzalayan Noel Baba, sivil polis çıktı iyi mi! Kandilli Rasathanesi’nin verilerineinanan Kandil Rasathanesi, Neptün’ü Güneş sisteminden koparacağız filan derken,kendini bi anda karadelikte buldu. Uğurlu günleri, İmralı’daki ziyaret günü, uğursuzgünleri, 1071.
*
Birbirini ittirip kaktırmaktan, döke saça leğeni bile dolduramayan Kova burcuyla, olanbiteni kuzu kuzu seyreden Kurt burcuna girmeyeyim... Eski yıldızları kırpıp kırpıp ahaliyekakalamaya çalışan Çoban Yıldızı Sülü’den ise, hiç bahsetmeyeyim... Bunların falı fotokopi gibi, her sene aynı... Yükselmesini bekleyenlerin uğurlu taşı, sabır taşı.
*

Koyun burcu:

(Çin astrolojisine göre...)
Uyumlu mizaca sahiptir, nereye çekersen oraya gider. Yaradılış itibariyle, iki koyungüdemeyen burçları sevmez. Geçenlerde “gezegenimizde şimdiye kadar hiç görülmemiş bi yaşam formu” keşfettiğini açıkladı ya NASA... İşte bunlar, o burçtandır... Gökte ararsın, yerde bulursun! WikiLeaks nedir dersin mesela, kestane der, ilk cumhurbaşkanı kimdersin, Ahmet Gül der, kaç milletvekili var dersin, en fazla 20 der, meclis başkanınınfotoğrafını gösterdik, Lefter dedi... Bildiğin tek takımyıldızı, Alex, Arda filan... E buşartlarda burcun nasıl yükselecek birader? Bıraktık Satürn’ün teğet geçmesini, Uranüs Dünya’ya çarpsa, haberin yok. 365 gün 24 saat tutulma halindesin. Değil teleskop,Hubble’ı versek, hikâye... Dolayısıyla, mutlu yıllar dileyeceğim ama, belli ki, her sene olduğu gibi, bu sene de başına gelecekler var. İyisi mi boşver sen Noel Baba’yı... ZuhuratBaba’ya, Telli Baba’ya devam.

Yılmaz ÖZDİL
30 Aralık 2010

6 Eylül 2010 Pazartesi

Fevzi

Fevzi Budak.

Erzurum Milli Eğitim Müdürü...

AKP iktidar oldu, 2003'te görevden alındı, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Bir)


*
Beş gün sonra...
Görevden alındı, Şırnak'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (İki)
*
Bir gün sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Üç)
*
Bir gün sonra...
Görevden alındı, Muş'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Dört)
*
Beş gün sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Beş)
*
Bir ay sonra...
Görevden alındı, Kütahya'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Altı)
*
Bir ay sonra...
Görevden alındı, Çanakkale'ye gönderildi, mahkemeye başvurdu, Erzurum'a geri döndü. (Yedi)
*
Üç ay sonra...
Görevden alındı, İstanbul'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri gönderildi. (Sekiz)
*
(Başbakanımızın askerlik arkadaşı olan AKP milletvekili adayı, üç defa, Fevzi Budak'ın yerine Erzurum Milli Eğitim Müdürü yapıldı... Gözünü budak'tan sakınmayan Fevzi, üç defa mahkemeye başvurdu, başbakanımızın askerlik arkadaşını üç defa görevden aldırdı!)
*
(Fevzi Budak, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Necat Birinci'yi şikayet etti. Yargıtay, Necat Birinci'yi görevini kötüye kullanmaktan beş ay hapis cezasına çarptırdı, para cezasına çevrilerek, ertelendi. Necat Birinci, AKP'den
İstanbul Milletvekili yapıldı.)
*
(Fevzi Budak, Milli Eğitim eski Bakanı Hüseyin Çelik'i altı defa manevi tazminata mahkûm ettirdi. Kazandığı tazminat miktarı, faizleriyle birlikte 100 bin lirayı buldu.)
*
Üç ay sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Dokuz)
*
Beş ay sonra...
Görevden alındı, İstanbul'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (On)
*
(Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü, kendisini camiada küçük düşürdüğü iddiasıyla Fevzi Budak hakkında soruşturma açtı. Ancak, mevzuata göre, sicil raporunun altı ay birlikte çalıştığı amiri tarafından hazırlanması gerekiyor... Fevzi Budak altı ay bir yerde kalamadığı için, rapor hazırlanamadı! Meslekten atılamadı!)
*
Üç ay sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, gene haklı bulundu, gene Erzurum'a geri döndü. (On bir)
*
Dün...
Fevzi Budak tutuklandı!
*
Erzincan Başsavcısı'nı içeri tıkan Erzurum Savcısı tarafından ifadesi alındıktan sonra, dolandırıcılık ve yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle hapse gönderildi.
(Aha bu da on iki)

Yılmaz Özdil
04.09.2010 Hürriyet

25 Ağustos 2010 Çarşamba

KPSS

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda dümen yapıldığı...

“Öğretmen”lik sınavında 120’de 120 doğru çıkaranların, cemaat-tarikat mensubu olduğu... Tesadüfe bak, karı-koca veya aynı evi paylaşan tiplerin, imkânsız skora ulaştığı... Soruların sızdırıldığı, iddia ediliyor.

*

Sene 1943.

*

Ankara Atatürk Lisesi’nin en pırıltılı iki öğrencisi -birbiriyle canciğer- devlet bursuyla yurtdışında eğitime gidebilmek için, Milli Eğitim Bakanı’nın makam odasına girerler. Bakan bakar çocuklara, “sen oğlum, fazlasıyla hak ettin, gideceksin” der... Sonra öbürüne döner, “sen oğlum, fazlasıyla hak ettin ama, gönderemem, kalacaksın” der. Çocuklar çıkar odadan...

*

“Kalan” elini cebine sokar, yıllardır biriktirdiği harçlıklarını “giden”e uzatır, al bunu lütfen, hiç olmazsa amacımı kısmen gerçekleştireyim der... Kucaklaşır, vedalaşır iki arkadaş.

*

Giden, Gazi Yaşargil.

*

Kalan, Can Yücel.

Milli Eğitim Bakanı’nın oğlu!

*

“Torpil yapıldı” demesinler diye, hak ettiği bursu alamayan Can, hiç kırılmaz babasına... Vekil oğlu olmak, hep ağır gelmiştir ona zaten... Protokol “portakal gibi bi şey”dir onun için, bi kez olsun binmez makam arabasına... Türkiye’nin en heyecan verici şairi olur, diliyle, zekâsıyla eşsizdir ama, bana göre en muhteşem şiiri, boyun eğmeden yaşadığı hayatının ta kendisidir... “Ömrümce muhalif yaşadım, onun için kan grubum RH negatif” der... İçeri tıkılır, kitapları toplatılır, tınmaz bile... Alnı açık yürür, Cambridge’e gitmeyi başarır.

*

Gazi, İsviçre’ye gider, Almanya’ya, oradan ABD’ye... Beyin cerrahisinde çığır açar, ordinaryüs olur, ABD’de “yüzyılın adamı” seçilir. Türkiye ise, askerlikten kaçıyor diye, vatandaşlıktan atarak ödüllendirir onu! Vatansız kalır... Sonra utanıp, Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası ve Milli Egemenlik Onur Ödülü verdiler, orası ayrı.

*

Gazi’nin oğlu olur, “Can” adını koyar...

Can’ın oğlu olur, Gazi elinden tutar, cerrah yapar...
“Rengahenk” isimli kitabını Gazi’ye ithaf eder Can, “Beynin Piri Reis’i” der arkadaşı için.

*

Ve, son nefesini verirken, ABD’den gelen oğlu, kulağına eğilir Can’ın, “Gazi’nin selamı var, seni çok seviyor” der... Can’ın duyduğu son sözlerdir bunlar, gülümser, kapatır gözlerini.


*

Aynı dakikalarda, binlerce kilometre uzakta, Can’dan gelen paketi açar Gazi... Arkadaşının son eseri “Mekânım Datça Olsun” isimli kitap çıkar içinden... Açar kapağını, bakar ilk sayfasına ve ağlayarak okur, son el yazısını: “Gazi, gözümün bebeği, giderayak...”

*

Offf, of.

*

Öz oğluna bile hak ettiğini vermeye utanan Milli Eğitim terbiyesinden... Torpille, tezgâhla, şaibeyle kaynamaktan utanmayan Milli Eğitim zihniyetine.

*

Dönem arkadaşına cebindeki parayı, üstüne yüreğini çıkarıp veren pırıl pırıl öğretmen oğlundan... Dönem arkadaşının cebindeki parayı, geleceğini çalan ahlaksız öğretmen bozuntusuna.

*

Değerli öğretmen adayları...“Her Şey Sende Gizli” şiirinde şöyle der Can:

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme, bil ki...

Ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi...


*

Sakın bitti sanma...

Her şey sende gizli.

Boyun eğme asla.

Cumhuriyet’e sahip çık.


Yılmaz Özdil

24.08.2010 - Hürriyet

10 Nisan 2010 Cumartesi

“Abdurrahman”

Adı üstünde...

Allah’ın kulu demek.

Rahmet sahibi demek.

*
“Dinsiz” deseler...
Dedesi, hacı, Nakşi şeyhiydi.
Büyük dedesi, medrese müderrisi.
*
“Başörtüsüne karşı” deseler...
Sekreteri bile türbanlı.
*
“Elit” deseler...
Şanlıurfa’nın gariban köyünden.
*
“Asker” deseler...
Sivil.
*
“DTP’yi kapattı, ırkçı” deseler...
Ana tarafından Kürt.
*
“Hukuk bilmiyor” deseler...
Ankara Hukuk mezunu.
*
“Savcı ama hâkim değil” deseler...
Acıpayam Hâkimliği yaptı, Bulanık Hâkimliği yaptı, Gürün Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı, Silifke Hâkimliği, Yargıtay Tetkik Hâkimliği yaptı.
*
“Tecrübesiz” deseler...
12 sene önce Yargıtay üyeliğine seçildi, Yargıtay Ceza Dairesi üyeliği yaptı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliği yaptı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı.
*
“Koltuk sevdalısı” deseler...
Seneye emekli.
*
“Paragöz” deseler...
Milletvekilinden az alıyor.
*
“Anayasa’ya aykırı” deseler...
Madde 148, anayasal görevi.
*
“Uyarıyorum” dedi...
Bakalım ne diyecekler?”


Yılmaz Özdil

10.04.2010 - HÜRRİYET

27 Mart 2010 Cumartesi

SAVARONA

Cumhurbaşkanı, Mercedes’e biniyor.

2 tane uçağı var, limuzini var.

Başbakan, Mercedes’e biniyor.
2 tane uçağı var, helikopteri var.
Meclis Başkanı, BMW’ye biniyor.
Başbakan yardımcıları, Mercedes.
Maliye Bakanı, Mercedes.
Ekonomi Bakanı, Mercedes.
Savunma Bakanı, Mercedes.
Enerji Bakanı, Mercedes.
Bayındırlık Bakanı, Mercedes.
Ulaştırma Bakanı, Mercedes.
Kültür Bakanı, Mercedes.
Sanayi Bakanı, Mercedes.
İçişleri Bakanı, Mercedes.
Dışişleri Bakanı, Mercedes.
Eğitim Bakanı, Mercedes.
Sağlık Bakanı, Mercedes.
Tarım Bakanı, Mercedes.
Orman Bakanı, Mercedes.
Adalet Bakanı, Mercedes.
Aile Bakanı, Mercedes.
AB Bakanı, Mercedes.
Spor Bakanı, Mercedes.
Diyanet Bakanı, Mercedes.
*
Genelkurmay Başkanı’nın uçağı var.
Generaller, komple Mercedes.
MİT Müsteşarı’nın uçağı var.
Sivilanıt’a Audi aldılar.
*
Anayasa Mahkemesi Başkanı?
Mercedes’e biniyor.
Yargıtay Başkanı Mercedes’e biniyor.
Danıştay Başkanı Mercedes’e biniyor.
Sayıştay Başkanı Mercedes’e biniyor.
*
YÖK Başkanı, Mercedes.
RTÜK Başkanı, Audi.
Valiler, Mercedes, 4x4 cip.
*
87 bin 130 makam aracı var.
Belediyeleri ekle...
125 bin makam aracı.
*
Zavallı Almanya’da 11 bin.
Gariban Japonya’da 10 bin.
Yoksul Fransa’da 9 bin.
*
Her gün 110 milyon dolar faiz
ödüyor Türkiye... Her ay 3.3 milyar
dolar... Her sene 39.6 milyar dolar.
*
Savarona satılık bu arada.
*
“Bir çocuğun oyuncağını bekler gibi heyecanla beklemiştim onu” dediği Savarona... 22 milyon dolar.
(5 saatlik faiz...) Arap talip. “Sizde para yok galiba, ben alayım bari” diyor.

Yılmaz ÖZDİL

27 Mart 2010